Ev ile apartmanın, mahalle ile sitenin, şehir ile de kentin aynı şey olmadığını bilen biriyim...
Bin dokuz yüz altmışlı yıllarda inek besleyen bir aileydik…
Sadece bir iğnemiz vardı... Ama bereketi o kadar fazlaydı ki, hiç sormayın… Yoğurdu, ayranı, sütü, tereyağı, o zamanların önce tel dolaplarında sonrasında da buzdolaplarını doldururdu…
Her zaman ayranımız hazırdı…
Süt içerek büyüdük…
Ben de o ineğin peşinden dağ bayır çok gezdim…
İnek güttüm tabii ki…
Sonrasında Apartman denen o musibet yapılar ortaya çıktı…
Annem de tutturdu “apartman” diye…
Ve “Ortaklar Apartmanı” adı altında bir apartmana benim deyişimle ‘kibrit kutusuna’ taşındık… Elbette o bereket misali ineğimizi de sattık…
Apartmanda oturmanın sosyal statüsüne dâhil olduk…
Yıllar yılı kovaladı… Bir gün annem dedi ki;
“Beni O eve taşıyın,”…
Kaybolan şeyin ne olduğunu anlamıştı ama iş iştin de çoktan geçmişti…
Aradan yıllar yine geçiyordu…
Ben de zorunlu göçebeliğimden sonra Batı Antalya’ya geliyordum…
Bir ineğin damını ‘YURT’ ediniyordum… O ailede ineğini satıyor ve kendi sosyal statülerinin gereğini yapıyorlardı…
O damda(evde) tam on yıl yaşadım…
Hayatımın en güzel günleriydi…
Doğa bana ıslık çalıyordu ben de ona…
Önce Yazır Köyündeki ev yıkımlarına şahit oldum… Adrasan da bekler mi yapısal zorbalığın en önemli hırçınlığını yaşadı ve nefes alınamayacak konuma geldi…
Kumluca da nasibini aldı bu zorbalıktan…
Finike de…
Elmalı ise başlı başına bir felakete neden oldu ve yayla olma özelliğini kaybetti…
Nerede bir bahçeli ev görünse, haramiler o evi yok etmek için seferber oluyordu…
Portakal, limon, nar bahçeleri böylelikle iğdiş edildi…
Sonrasında ise orman yangınları, sel felaketleri ve heyelanlar aldı başını gitti…
Tesadüf mü?
Asla değil…
Hiç düşündünüz mü, bizler halen neden Yeşil Çam filmleri izleyip içimizden bir ‘ah’ geçiriyoruz…
Ruhumuzun yuvalarını arıyor olabilir miyiz acaba…
Kapitalizmin bize dayattığı tek tip yapılaşmanın, alış veriş yapmanın, geleneksel ilişkilerimizden yabancılaştırılmasından kaynaklanan ne kadar çok Kadim Meslekleri yok ettik… Bakkal tarihe karıştı… Marangoz da… Bakırcı da… Kalaycı da…
Oysa o mesleklerin sahipleri şehrimizin en iyi sahipleriydi…
Şimdi ise haramiler kol bastı oynuyor…
Ne kadar çok şey yazılacak ama bir o kadar da az zaman…
Vesselam…