Bir Japon, bir çiftçi, bir bilim insanı: Masanabu Fukuako…

İsmini ilk defa çevirmen ve doğa dostu bir arkadaşımdan duydum… Onun bir kitabını dilimize çeviriyordu… Benim de kitaplarım eline ulaşmış ve öylesine bir tanışmamız ve zaman zaman da buluşmalarımız oldu… Masanabu’nun tüm tarım ilkelerine saygı duymakla kalmadı aynı zamanda da savunuculuğunu yaptı… Yapıyor da…

“Masanobu Fukuoka, 1913 yılında Güney Japonya’daki Shikoku adasının küçük bir köyünde doğdu. Varlıklı bir aileden geliyordu. Gifu Üniversitesinde mikrobiyoloji okudu ve bitki patolojisi dalında uzmanlaşarak, toprak bilimcisi olarak resmi görevine başladı. Fakat 25 yaşına gelmeden “modern tarım biliminin harikaları” konusunda kuşkuları ortaya çıktı. Geçirdiği zatürrenin ardından bir “aydınlanma” deneyimi yaşadı. İnsanların kurdukları uygarlıklarla karşılaştırıldığında Doğa’nın mükemmelliğini, insandaki yıkıcı kontrol saplantısıyla gerçekleşen doğadan kopuşu ve elde edilen “başarı”ların boşuna lığını kavradı.”

Yaşamını doğa ile bir olmaya adayan Masanobu, İşinden ayrılarak babasının çiftliğinde teorilerini hayata geçirmeye başladı... Birçok sorunun ardından geliştirdiği, “hiçbir şey yapma” tarımı sayesinde beşte bir emekle en az modern tarım ölçülerinde ürün almayı başardı…

Bu bakış açısına uygun bir kimliğim var… Benim de bahçem bu ilkelerin hayata geçtiği bir bahçe… Papatyalar, ekşi yoncalar, sinirli otlar, ebegümeçleri, ısırganlar, kuşotları, yabani pırasalar, lemongrasslar aynı yatağın içindedir. Koyun koyuna yaşarlar… Bahçe temizliği diye bir şey bilmem… İlaç asla kullanılmaz… Gübremi de kendim yaparım… “Sıfır atık” bakış açısıyla da hasat yaparım… Lemongrassları kapatıyor diye papatyalara da ekşi yoncalarıma da el atmam… Kendi doğal ortamlarında büyürler…

Masanobu’nun tarım ilkesi ise bırak dokunma… “Hiçbir şey yapma” şeklinde değil mi zaten?

Bakın ne diyor Masanobu;

“Doğa kendi halinde kusursuz bir denge içindeyken insanlığın doğaya ilk müdahalesi olan "tarım" faaliyetlerinin başlaması ile bu denge altüst olmuştur. Tarımın keşfiyle toprağı işleyen ve üretime geçen insan, zamanla toprak üzerinde hâkimiyet kurmaya başlar; doğayı kendisine köle yapar.”

Doğayı kendisine köle yapmakla kalmaz zamanla da kendisi bir köle olmaya başlar…

Bundan bir yıl önceydi… Bir aile Toros Dağları’nın en son noktasında bir köyde tarım yapıyorlar… Hep bahçe temizlediklerinden şikayet ediyordu… Ben de bu tarım anlayışını anlatmaya çalıştım… Yabani ot dediklerinin tümü bahçenin dengesini sağlıyordu ve onlar bunu bilmiyorlardı… Ki, ben de o yabani bitkilerin izin sürüp kitaplar yazıyordum… O sözde “yabani bitkilerin” toprağa faydalarından söz ettim… Aynı zamanda yenilebilir olduğundan da söz ettim… Elbette ezberleri bozmak zor oluyor… Dirençle karşılandım… Sonradan sonraya hak verdiklerini belirttiler…

İnsanın doğa üzerindeki etkisi ilk zamanlar şuan ki gibi tehlike arz etmiyordu. Gün geçtikçe artan nüfus yoğunluğu ile insanın icat ettiği her şey (tarım aletleri, ilaçları, vb.) doğanın tahrip olmasına neden oldu.

Bir kez müdahale edince eskisi gibi olmayan her şey gibi doğa da ona karışılmasını, özünün değiştirilmesine tepkisi göstermiştir. Bu tepkiyi duyan ve muhatap alan tek insan belki de doğanın ve tarımın babası diyeceğimiz “Masanobu Fukuoka”dır.

Onun felsefesinde, her şey doğanın akışına bırakılmalıdır. Geleneksel tarım uygulamalarının aksine o, deneme yanılma yoluyla, toprağı dinleyerek ve gözlemleyerek hareket etmiştir.

Çünkü aniden hiçbir şey değiştirilemez; zamanla, doğanın sesine kulak vererek, doğayla beraber hareket ederek ancak bu değişiminin faydalı olacağını düşünmüştür.

İnsan doğaya hâkim olmak yerine, onunla yaşamayı öğrenmelidir. Çünkü doğanın, insanlara ihtiyacı yoktur. Biz olsak da olmasak da “doğa” kendini yeniler,

Doğanın bize ne anlatmak istediğini anladığımız an bizlerde özgürlüğümüze kavuşmuş olacağız…

Bu sözlere kravat çıkartıyorum…

Saygı duyuyorum…

Ya sizler…

Vesselam…